728x15 link reklam alanı

Aşk acısını unutmak

Aşk acısı çekiyorsanız yada karşılıksız bir sevdaya düşmüş iseniz kurtulmanız imkansız değildir. Sadece biraz çaba sarfetmeniz gerekir. Yapmanız gerekenlerden bazılarını aşağıda maddeler halinde bulabilirsiniz. Kesinlikle içinizde geri dönermi dönmezmi şeklinde bir umut bırakmamanız, kararlarınızı ona bırakmamanız ve onun düşüncesi ne olursa olsun kendi kararınızı uygulamanız gerekir.Artık ondan vazgeçtikten sonra ona karşı hayranlık yada nefret duyguları beslememeniz gerekir. Özellikle de bir sebepten ayrıldığınız yada sizi reddeden birine karşı nefret besleyebilirsiniz; fakat nefretiniz onu unutmanızı zorlaştıracaktır.Size onu hatırlatacak duygu yüklü şarkılardan kaçınmalısınız. Bu çok önemlidir. Bu şarkıları dinlemeye devam ederseniz bu yazıyı hiç okumayın daha iyi.“Çoktan unuturdum seni çoktan Ah bu şarkıların gözü kör olsun”Eğer mümkünse ondan ve çevresinden uzaklaşmanız yararınıza olacaktır.Eğer uzaklaşmak mümkün değilse, onunla konuşmayacağım veya görmemezlikten geleceğim diye kendinizi kasmanız bir işe yaramayacağı gibi, tam ters sonuçlar da alabilirsiniz. Onu görmekten ve onunla konuşmaktan kaçınmak yerine ona herhangi biriymiş gibi davranmak en mantıklı davranış olacaktır.Mümkünse ona olan sevginizi hiç dile getirmemeniz, özellikle üçüncü şahıslardan ve hatta kendinizden bile saklamanız yararınıza olur.Kendinizi yeniden aşık olmak için zorlamayın. Bana göre en çok yapılan hata budur. Birini unutmak adına kendinize yapay bir aşk elde edebilirsiniz ve durumunuzun daha da karmaşıklaşmasına neden olabilir.Son olarak “ben hiç bir zaman onu unutamayacağım” şeklinde sıradan insan düşüncesine kendinizi kaptırmayın. Mutlaka unutacaksınızdır. Bir çok kişi unutamam sanmış ama unutmu...

19 08 2008 / Devamı

Neden terliyoruz?

Genel olarak sıcaklığının yükseldiği, dans, spor gibi fiziksel aktiviteler sırasında terleriz. Terleyerek vücudumuzun ısısını sabit tutmuş oluruz. Bunun için vücuda yayılmış en az 2 milyon ter bezi görev yapmaktadır. Fiziksel aktiviteler dışında da heyecan, korku, utanma ve sıkılma gibi pek çok olay, fizyolojik bir neden olmadığı halde bizi terletir. Vücut ısısı dış sıcaklıklar veya gerilim yüzünden artış gösterdiğinde kan dolaşımı hızlanır. Böylece, ter bezlerinin aktif hale geldiği vücudun üst kısmına doğru bir sıcaklık akımı başlar. Deri üzerinde oluşan ter bu durumda hemen buharlaşıp, deriyi soğutur. Bu sayede insan bir gün içinde kendini fazla yormadan iki litreye kadar su kaybeder. Terlemenin ikinci önemli fonksiyonu ise vücuttaki zehirli maddelerin dışarı atılmasıdır. Bu nedenle saunalara sık sık gidilmesi önerilir. Aynı koşullarda terleme oranı kişiden kişiye göre de değişebilir. Ortalama olarak bir insan günde 0.5 ile 1 litre arası terler. Terleme nedir? Terleme tümüyle istemimiz dışında gelişen, metabolizmamızın doğal bir fonksiyonudur. Üstelik vücudumuz için iki önemli işlevi vardır; cildi nemlendirip, vücut ısısını sabitler ve vücudun boşaltım sistemine katkıda bulunur. Ter aslında salgılandığında renksiz ve kokusuzdur. Fakat, bakteriler koltukaltı gibi sıcak ve nemli ortamlarda hızla çoğalarak bu salgının kötü kokmasına neden olur. Terlemeye karşı ne yapabiliriz? Ter kokusu için çok çeşitli çözümler var. En önemlisi temiz olmak. Bunun yanısıra da terlemenin yarattığı rahatsızlığı bir takım önlemler alarak en aza indirebilirsiniz; Rahat ve hava alan kıyafetler giyin. Özellikle pamuklu kıyafetleri tercih edin. Vücut temizliğine özen gösterin. Özellikle koltuk altında oluşan istenmeyen tüyleri alarak köt&uum...

19 08 2008 / Devamı

Suyun yeri ayrı

Özellikle aşırı sıcakların yaşandığı günlerde doğrudan su içmeye özen gösterilmesi gerekir. Çay, kahve ve meşrubat; suyla birbirine denk değildir. Suyun vücut için doğal bir çözücü olduğunu anlatan Prof.Dr. Erdem, şöyle konuştu: “Suyun insan vücudunda 2 temel görevi var. Birincisi vücuttaki hücrelerin metabolizma faaliyetleri için ihtiyaç duydukları su moleküllerini temin etmek diğeri ise vücuttaki atık maddelerin atılmasını sağlamak. Suyun insan vücudunda bu görevleri yerine getirmesi ve metabolizmanın faaliyetlerinin sürdürülebilmesi için suyu çözücü şeklinde almamız gerekiyor. Çay, kahve, meyve suyu gibi içecekler ise çözelti şeklindedir. Yani vücuttaki maddeleri çözme görevini yapacak su molekülleri tutulmuştur. O nedenle bir bardak su ile bir bardak meyve suyu arasında inanılmaz derecede serbest su farkı vardır.” Prof.Dr. Erdem, sabah kalkınca, akşam yatmadan önce ve yemeklerden sonra mutlaka bir bardak su içilmesi gerektiğini de sözlerine ekledi.

19 08 2008 / Devamı

Hızlı soğuk su içmenin zararları

Hızlı içilen soğuk su, özelliklede vücut ısısı yüksekken, vücutta terleme fonksiyonunu artırıp, tuz ve mineral kaybına neden oluyor. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Sağlık Yüksekokulu Müdürü Prof.Dr. Günhan Erdem, “Özellikle vücut ısısı yükseldiğinde soğuk suyun hızlı içilmesi, vücutta terleme fonksiyonunu artıracağından çok fazla tuz ve mineral kaybetmeye neden olur. Soğuk suyun olumsuz etkilerinden korunmak için yudum yudum içmeliyiz” dedi. Prof.Dr. Erdem, aşırı sıcaklar nedeniyle vücudun sürekli su, mineral ve tuz kaybettiğini belirterek, “Soğuk su içmenin 2 türlü olumsuz etkisi var. Bunlardan birincisi doğrudan doğruya üst solunum yollarında hassasiyeti olan kişilerde hastalıklara sebep olabilir. İkincisi ise hızlı içilen soğuk suyun buharlaşmaya yani vücutta terleme fonksiyonuna doğrudan etki ettiği için çok fazla tuz ve mineral kaybetmeye neden olur. Soğuk suyun olumsuz etkilerinden korunmak için yudum yudum yaklaşık 1 dakika içinde içmeliyiz” diye konuştu.

19 08 2008 / Devamı

Kilo almak nelere bağlıdır?

Kilo almanın sebepleri ve mekanları belirlendi. Ne yediğimiz değil, nerede ve nasıl yediğimiz de önemli. Newsweek dergisi sağlık editörü, “Bu mekanlarda yemek yemek şişmanlatır” diyerek 7 maddelik bir liste yayınladı. İşte kilo aldıran mekanlar ve nedenleri: 1. Mutfakta atıştırmak Buzdolabının önünde yada yemek yaparken bir şeyler atıştırmak daha fazla yemenize neden olur. 2. İş yerinde yemek Araştırmaya göre, ofiste atıştırılan yiyecekler genelde yüksek kalorili oluyor. 3. Aceleyle yemek Aynı pastayı 9 dakikada tüketenler 646 kalori alırken, 20 dakikada tüketenlerin 579 kalori aldığı gözlemlendi. 4. Karanlıkta yemek Işık seviyesi azaldıkça iştah artıyor. Geceleri canımızın daha çok abur cubur çekmesi de buna bağlanıyor. 5. Az çiğneyerek yemek Çalışmalar, yeterince çiğnemenin sindirimi kolaylaştırdığını; gazı, şişkinliği ve ekşimeyi önlediğini gösteriyor. 6. Restoranda yemek Dışarıda yemek yiyenlerde obezite ve yağ oranı daha yüksek oluyor. Haftada 6-13 kez dışarda yemek yiyen kadınlar günde 290 kalori daha fazla alıyor. 7. Televizyon karşısında yemek Ekran başında tüketilen yiyecekler çifte tehlike oluşturuyor. Çünkü kişi hem hareketsiz kalıyor hem de ne kadar yediğini fark edemiyor......

19 08 2008 / Devamı

Sevgisizlik bebeğinizin ağlamasına sebep olabilir

Ebeveynler bazen, bebeklerinden çok ağlıyor diye şikayet ederler. Bebeklerin ağlaması herhangi bir biyolojik rahatsızlık değil, sevgisizlikten de kaynaklanıyor olabilir. Çukurova Üniversitesi’nde görev yapan Doç. Dr. Hayri Levent Yılmaz, bebeklerin sadece hastalandıklarında değil, duygusal yönden açlık hissettiklerinde ve ilgisiz kalındığında da ağlayabildiklerini söyledi. Doç. Dr. Yılmaz, hiçbir rahatsızlığı olmamasına rağmen günde 3 saattendaha uzun süren, haftada 3 günden daha fazla tekrarlayan bebek ağlamasının mutlaka dikkate alınması gerektiğini söyledi. Ağlamanın genellikle fiziksel sağlık açısından sorun oluşturmadığınıbelirten Doç. Dr. Yılmaz, “Bu durumlarda hekimin ağlayan bebeğin ağlama nedenini çok dikkatli bir öykü, fizik inceleme ve yakın gözlemle bulması ve tedavi etmesi gereklidir” dedi. Doç. Dr. Yılmaz, ağlama nöbetlerinin bebeklerde genellikle yaşamın iki ve üçüncü haftasında başladığını, saatlerce sürebildiğini, ağlamanın çoğunlukla ikindi zamanı, akşamları ve gece yarısında tetiklendiğini, dördüncü aydan sonra ise genellikle ortadan kalktığını, ancak günde üç saatten fazlasüren ağlamanın mutlaka nedeninin araştırılıp çözüm yoluna gidilmesi gerektiğini kaydetti. Doç.Dr. Yılmaz, hiçbir neden bulunmamasına rağmen ağlayan bebeğin, sevgisiz kalıp dikkatçekme isteğinde olduğunun akla getirilmesi gerektiğini belirtti: “Aileler, bebekleri ağladığında önce hasta oldukları akıllarınageliyor, oysa sevgisiz kalmış olabileceği düşünülmüyor. Bebeği rahatlatmak sadece altını temiz tutmak, karnını doyurmakla olmaz, sevgiyi de hissettirmek zorundayız. Bebeğin hafif dokunuşlarla saçının okşanması, vücuduna yine hafif dokunuşlarla masaj yapılması ona inanılmaz bir mutlul...

19 08 2008 / Devamı

Sigaranın zararları

Sigaranın, vücudun çeşitli organlarında yaptığı tahribat ve kanserin yanında cilt sağlığı ve güzelliğinize de zararları vardır. İşte sigaranın zararları: Ağız kokusu yapar, diş ve diş eti hastalıklarına yol açar.Dudak, yanak ve gırtlak kanserine neden olur. Hatta sigarayı yakmadan dudağında taşıyan yada tütün çiğneyenlerde de ağız için kanserleri görülür.Dilde, tat alma duyusunda bozulmalar olur.Beyin hücrelerinin ölümüne yol açar. Öğrenme bozuklukları, hafıza zayıflığı ve erken bunama görülür.Göz merceğinin saydamlığının azalmasına yani katarakta sebep olur.Cildin yapısının bozulmasına neden olur. Leke ve kırışıklık oluşur. Selülitlere sebep olur.Burunda koku alma duyusu azalır.Sinüzit, farenjit, bademcik ve orta kulak iltihabı gibi üst solunum yolu hastalıklarına yol açar.Damar sertliğini hızlandırır. Beyin ve kalpte damar tıkanıklığına neden olur. Kalp krizi ve tansiyon yükselmesi görülür.Erkeklerde iktidarsızlığın başlıca sebeplerindendir. Ayrıca mesane kanserinin önemli nedenlerindendir.Akciğerlerde çeşitli hasarlara, astım ve kronik bronşit gibi hastalıklara neden olur. Bronşlarda ve akciğerlerde birçok çeşit kanserin oluşmasına neden olur.Gastrit, ülser ve reflü hastalığına sebep olur. Mide ve yemek borusu kanserine yol açar.Gebelikte tüketilen sigara düşük doğumlara ve bebekte gelişme geriliğine neden olur.Erken menopoz ve rahim kanserinin sebebidir.Parmaklarda sararmaya ve tırnaklarda zayıflamaya yol açar.Kemik erimesine neden olur.Burger hastalığına sebep olur. Bu haslatık, el ve ayaklardan başlayarak tıkanıklığa yol açar ve uzuvların kesilmesi gerekir.Vücutta yorgunluk, uykusuzluk hali, stres, gerilim, performansta düşme ve reflekslerde azalma görülür.Pankreas kanseri riski artar.Hastalık, yara ve ameliya...

19 08 2008 / Devamı

Ülser’e çare!

Atatürk Üniversitesi çalışmalarını sürdüren altı kişilik bir ekip, ülser hastalığının ortaya çıkış nedeni ve tedavisinde önem taşıyan bir buluşa imza attı. Doç. Dr. Halis Süleyman ile Prof. Dr. Fatma Göçer, Doç. Dr. Sait Keleş, Yrd. Doç. Dr Zekai Halıcı, Yrd. Doç. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu ve Araştırma görevlisi Elif Çadırcı yaptıkları bilimsel çalışmayla ülser hastalığının oluşmasında böbreküstü bezlerinin salgıladığı kortizol ve adrenalin arasındaki dengenin bozulmasından kaynaklandığını bilimsel olarak ispatladı. Bilimsel çalışmayı gerçekleştiren ekibin başkanı Doç. Dr. Süleyman, şimdiye kadar ülser hastalığının birçok nedene dayandığının bilindiğini fakat yaptıkları çalışma ile hastalığın böbrek üstü bezlerinin salgıladığı kortizol ve adrenalin arasındaki dengenin bozulmasından kaynaklandığını ortaya çıkardıklarını anlattı: “Ülser hastalığının birçok nedeni olduğu biliniyordu. Yaptığımız çalışmayla ülsere böbrek üstü bezlerinin salgıladığı iki hormon arasındaki dengenin bozulmasının neden olduğunu ortaya koyduk. Kortizol ve adrenalin hormonların antiülser özellikler taşıdığını da belirledik. Şimdiye kadar tam tedavisi yapılamayan ülserin kalıcı tedavisi için iki hormon arasındaki dengenin sağlanmasının önemini ortaya çıkardık. Artık iki hormon arasındaki dengeyi sağlayarak ülser çok rahatlıkla tedavi edilebilecek.” Hormonlar arası denge bozukluğu Kortizol hormonu kullananlarda yan etki olarak ülser hastalığının ortaya çıktığını hatırlatan Doç. Dr. Süleyman, “Hormonlar arasındaki denge bozulduğu için midede ülser oluşuyor” dedi. Adrenalin düzeyini yüzde 12.8′den daha fazla azalmasını sağlandığında kortizol...

19 08 2008 / Devamı

Niçin gıdıklanırız?

Bazıları çok kolay gıdıklanırken bazıları etkilenmez. Başkalarının hassas dokunuşları bizi gıdıklar ve hatta bazen dokunulmadan bile gıdıklanırız. Gıdıklanmak kimi zaman rahatsız edici kimi zaman eğlendirici olabilir. Gıdıklanınca, derinin yüzeyindeki küçük sinir lifcikleri harekete geçer. Özellikle tüyle okşama, böcek yürümesi gibi olaylara hassas olan bu lifcikler, sinyalleri beyne gönderirler. Ancak araştırmacılar bu sinyallerin beyinde nereye kaydedildiğinden emin değiller. Beyinin gıdıklanmaya tepkisi, kaşınmaya olan tepkisi gibi, gönülsüz yapılan bir tepkidir. Gıdıklama ile kan basıncı artarken, nabız ve kalp atışı hızlanır, beynin uyanıklığı fazlalaşır. Gıdıklanmanın fiziksel olduğu kadar psikolojik yanı da vardır. Gıdıklanma başlangıçta zevkli olabilirse de sürdürüldüğünde korku ve paniğe dönüşebilir. İnsanların daha çok gıdıklandıkları yerler, ayak altı, avuç içi ve koltuk altı gibi bölgelerdir. Bunun nedeni, buraların çok hassas bölgeler olmalarıdır. İnsan beyni vücuda gelen uyarıların hangisinin insanın bizzat kendisinden, hangisinin dışarıdan geldiğini ayırt eder ve ona göre öncelik verir. Örneğin, elimizin yanması gibi acil refleks gerektiren dışarıdan gelen uyarılara öncelik verir. Bu nedenle bir başkası tarafından gıdıklandığımızda reaksiyon gösteririz ama kendi kendimizi gıdıklamaya çalıştığımızda beyin bu noktalardaki hassasiyeti azalttığından gıdıklanamayız.

19 08 2008 / Devamı

Mikropsuz hayat sakıncalı mı?

Bu günün çok temiz dünyası acaba bizi hasta mı ediyor? Howard Huges 1976′da ölmüş Amerikalı bir sanayicidir. 1958 yazında Howard’ın mikrop fobisi kendisini Bewerly Hills Oteli”nin bir odasına kapatmasına yol açar. Bu Teksaslı milyarder zamanının çoğunu “‘mikropsuz bölge” diye adlandırdığı odasının bir bölümünde geçirir. Hiçbir şeye çıplak elle dokunmaz. Nesnelerle elinin arasını mutlaka bir mendil ayırır. Hattâ bu şahıs bir konserveyi açmanın en hijyenik yollarını anlatan üç sayfalık bir not bile hazırlamıştır. Howard’ınki kadar olmasa da çevremizde böyle temizlik hastaları ile karşılaşırız. Bu konuda en aşırıya gidenlerin tipik özellikleri Howard gibi eşya ile teması kesmek, mecbur kalındığında ise mendil kullanmaktır. Yine bu tip kişiler hiç kimseyle tokalaşmazlar, başkasının pişirdiği yemeği asla yemezler, camide başlarının geldiği yeri mendilleri ile örterler. Ayrıca bu insanlar bulundukları yerlerin su kaynaklarını dahi tehdit ederler, zira bunlar su ile yaptıkları temizliklerini nerede bitireceklerine bir türlü karar veremezler. Örneğin banyoda bir tanker civarında su kullansalar bile yine de tam temizlendiklerine kanaat getirmezler. Bu çeşit temizlik hastalığının bir başka versiyonu da özellikle Türkiye’de ev hanımlarında karşımıza çıkmaktadır. Bunlar kendi kendilerince “mutlak doğrulaştırdıkları” periyotlarla belli ev temizliklerini yapmakla kendilerini mükellef sayarlar. Meselâ camlar her ay mutlaka silinmelidir, yerlerin ise üç-dört gün silinmemiş olması “evi pislik götürüyor” ile aynı anlamdadır. Kimileri de işi daha ileriye götürerek halıların her hafta balkonlarda havalandırılması gerektiğine inanırlar. Hele bir de eve misafir gelecekse ev temizliği...

19 08 2008 / Devamı

Estetik problemler küçük yaşta tedavi edilebilir

Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Karacalar, çocuklarda doğumsal ve doğum sonrasında oluşan estetik sorunların tedavilerinin mümkün olduğunu kaydetti. Çocuklara estetik ameliyat yapılamadığı yönünde bir inanış olduğunu belirten Prof. Dr. Karacalar, şu bilgileri verdi: “Estetik burun ameliyatı çocuklarda güvenle yapılabilir. Özellikle solunum sıkıntısına da neden olan burunlar için ileri yaşların beklenmemesi öneriliyor. Kabul edilen, okul çağından önce çocukla ilgili estetik sorunların giderilmesidir. Kepçe kulağı operasyonu gibi bazı estetik girişimlerin çocukluk çağında yapılması daha kolaydır. Kulak kıkırdağı henüz yumuşak olduğu için daha kolay şekil verilebilir.”

19 08 2008 / Devamı

Boyun kütletme çok zararlı

Boyun, bel, sırt ağrıları için genelde eklemlerimizi kütletiriz. Halbuki bu durum faydadan çok zarar verir. Kütletme gibi ani hareketler sinir sıkışmasına bu da şiddetli ağrıya sebep olur. Prof. Dr. Ayşen Yücel, kütletmenin kireçlenmeye yol açtığını anlattı. Bel, sırt ve boyun ağrısı, masa başında hareketsiz çalışan kişilerin en çok karşılaştıkları sağlık sorunları arasında yer alıyor. Kimi zaman dayanılmaz hale gelen bu ağrılardan kurtulmak için genellikle bel ve boyun kütletme ile sırt çiğnetme yolları deneniyor. Uzmanlar bilimsel bir temeli olmayan bu yöntemlerin fayda etmediği gibi eklemleri zorlayarak kireçlenme ve ağrının şiddetlenmesi gibi sorunlara yol açtığı uyarısında bulunuyor. Anadolu Sağlık Merkezi’nden algoloji uzmanı Prof. Dr. Ayşen Yücel, boynu rahatlatmak için yapılan hızla sağa ve sola döndürme işleminin (boyun kütletme) zararları hakkında bilgi verdi. Boyun kütletmenin halk arasında eklem kireçlenmesi olarak bilinen dejenerasyonun önemli sebeplerinden biri olduğunu söyledi. Boyun kütletmeyi alışkanlık haline getirenlerde bu tür kireçlenme vakalarına sık rastlanıldığını aktardı. Ayşen Yücel, boyun kütletmenin bazı durumlarda ağrının daha da artmasına yol açtığına dikkat çekerek, “Omurlarımızın arasında faset eklem diye adlandırdığımız eklemler var. Boyun kütletme gibi ani hareketler eklemlerin çok zorlanmasına, sinirlerin sıkışmasına, bunlar da şiddetli ağrı ve kas spazmına sebep oluyor.” diye konuştu. Prof. Dr. Yücel, bel ve sırt ağrılarından kurtulmak için yaptırılan ’sırt çiğnetme’ işleminin kas zedelenmesi ve kanamalara yol açabildiğini bildirdi. Bazı kişilerin de boyun ve sırt ağrıları için gelişigüzel masaj yaptırdığını ifade ederek, “Rastgele masaj çok tehlikeli. ...

19 08 2008 / Devamı

Neden esneriz?

Bugüne kadar insanların neden esnediği üzerine pek çok teori üretildi. Bunların yanı sıra ‘kandaki düşük oksijen seviyesi’ de kimi zaman esnemeyle ilişkilendirildi. New York Üniversitesi psikoloji profesörü Andrew C. Gallup’a göre, neden esnediğimizi aslında kimse bilmiyor, ancak o ve ekibinin yeni bir açıklaması var: Esneme vücudun beyni serinletmesi için bir yöntem. Ekip çalışmada, deneklerin beyinlerinin ısındığı zamanlarda daha sık esnediğini gözlemlediklerini açıkladı. Esnemenin, vücudun diğer sistemleri yetersiz kaldığında, beyin sıcaklığını düzenlediği yönündeki teoriyi ispatlamak için araştırmacılar, insanların çevresinde birileri esneyince, hemen esnemeye başladıkları gerçeğinden hareket etti. Gönüllüler, gülen ya da esneyen insan görüntülerinin olduğu filmin oynatıldığı odaya alındı. Gözlemciler deneklerin ne sıklıkta esnediğini inceledi. Bazı deneklerden filmi izlerken burundan nefes almaları, daha sonra da alınlarına sıcak ya da serin tamponlar bastırmaları istendi. Beynin serinlemesini sağlayan alna buz konulması ve burundan nefes alınması sırasında, bulaşıcı esnemenin kesildiği görüldü.

19 08 2008 / Devamı

Ev hanımlarını sevindirecek reçete

Tıp dünyası ev hanımlarını sevindirecek bir tespiti konuşuyor; Ev işleri yapmak, kadınlarda yumurtalık kanseri riskini azaltabiliyor. Avustralyalı ve Çinli bilim adamlarının, Uluslararası Kanser dergisinde yayımlanan araştırmalarının sonucuna göre, toz almak ve elektrik makinesiyle evi süpürmek yumurtalık kanserinin önlenmesine yardımcı olabiliyor. Avustralya’daki Curtin Üniversitesi’nden araştırma grubunun başkanı Colin Binns, 2 yıl boyunca 900 Çinli kadın üzerinde yapılan çalışmaları sonucunda, artan fiziksel faaliyetin yumurtalık kanseri riskini azalttığını gösterdiğini bildirdi. Binns, ancak günde 3-4 saatlik ev işinin, tam anlamıyla bir egzersiz olacağını ve yumurtalık kanserinden korunmayı artıracağını belirtti. Bu araştırmanın, egzersizin yumurtalık ve rahim kanserinin oluşmasının önlenmesine yardımcı olduğuna ilişkin önceki tartışmalı fikri desteklediğini kaydeden Binns, ”Nedeni, egzersiz yapmanın vücutta yağ oluşumunu engellemesi ya da bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı olması olabilir” dedi.

19 08 2008 / Devamı

Elma astımdan koruyor

Hamilelik döneminde anne adayının yediği elmanın, bebeği astımdan koruyabileceği belirtildi. Hollandalı ve İskoç bilim adamları yaklaşık 2 bin hamile kadının beslenme biçimlerini izledi. Araştırma sonucunda bin 253 bebeğin akciğer işlevleri kontrol edildi. Utrecht Üniversitesi’nde gerçekleştirilen araştırma sonucunda; hamilelikte annesi elma yemeyen 145 çocuğun, 5 yaşlarına geldiğinde astıma yakalandığı görüldü. Araştırma ayrıca, hamilelik sırasında balık yemenin, çocuklarda egzamaya yakalanma olasılığını azalttığını gösterdi. Haftada bir kez ya da daha fazla balık tüketen hamilelerin çocuklarında, diğerleriyle kıyaslandığında egzama riskinin yüzde 43 daha az olduğu belirtildi.

19 08 2008 / Devamı

Güneş’te fazla kalmanın zararları

Deniz kıyısında güneşlenirken, tarlada çalışırken yada açık havada iş yaparken hem güneş ışınlarının hem de sıcağın zararlı etkileri altında kalabilirsiniz. Güneş gören yerlerinizde yanıklar olabilir. Derin yanıklar kalıcı izler bırakabilir. Güneş deriyi kurutur, kırıştırır, erken yaşlandırır. Güneş ışınları deri kanserlerine yol açmaktadır. 18 yaşından önce güneşte uzun süre kalmış ve derisinde içi su dolu kabarcıklar gelişmiş kişilerde daha sonra herhangi bir deri kanseri gelişme riski iki kat yüksektir. Doğrudan güneşe maruz kalmak gözde katarakt oluşmasını kolaylaştırır. Yüksek ısı, sıcak çarpmasına yol açabilir. Sıcakta uzun yol yürüyenlerde, sokakta oynayan çocuklarda hatta doğrudan güneş altında olunmasa bile sıcak havalarda ateşin yükselmesi, terlemenin azalması, halsizlik, baş dönmesi, baş ağrısı, bulantı, iştahsızlık, bayılma ortaya çıkar. Ölüme bile yol açabilir. Sıcak en çok bebekleri ve 65 yaş üzerindeki insanları etkiler. Aşırı sıcaklardan ölümlerin ¾’ü 65 yaşın üzerindeki kişilerde görülür ve tümü önlenebilir ölümlerdir. Vücudun su kaybı kalp krizlerine ve beyin damarlarında tıkanmaya yol açar. Güneşten ve Sıcaktan Korunmak İçin Yazın saat 10:00 – 16:00 arası güneşte kalmayın. Olabiliyorsa evinizden çıkmayın, ağaç ya da şemsiye altında, gölgede oturun. Susamamış olsanız bile sık sık bol miktarda su için. Serinlemek için alkollü (örneğin bira) ve kafeinli içecekler (çay, kahve) yararsızdır, bunlar önce serinletir, sonra bedenin su kaybını arttırırlar. Altı aydan büyükler, güneşi doğrudan alan derilerine GKF (Güneş Koruma Faktörü) 15′den yüksek olan koruyucular sürmeli...

19 08 2008 / Devamı





Copyright © Bilgi Deposu - Sitemap - Arşiv